|
Çoğunlukla
aynı başlardı masallar;
Zamanın birinde bir kızla bir erkek
varmış. Erkek sevdalıymış, kız onu bilmezmiş. Aşkını bilirmiş de
onu bilmezmiş. Dilekler ise yüksek katlara bir türlü ulaşmazmış.
Kız ay parçasıymış, dolunaydan
güzel. Gözlerinin pırıltısını yıldızlar kıskanırmış, bakışlarını
şirin. Ellerinin inceliğini Leyla kıskanırmış, belinin inceliğini
Aslı...
Kadifeden yumuşak sesliymiş, sözleri
senfoni inceliğinde güzel. Konuştukça inciler üretirmiş dudaklarından
da, sıraya giren kuyumcuların hiçbirinin gücü yetmezmiş satın almaya
Saçlarını deniz kızları örermiş
o uyuduğunda. Uykusunda terlediği zaman papatya kokarmış teni de,
bütün gün etkisi gitmeyen bu kokuların nedenini kimsecikler bilmezmiş...
Uyanınca yeryüzü anlam kazanırmış
her gün doğumunda yeniden. Gelincikler güneşle barışır da, taç yaprakları
kırmızıya boyanırmış kendiliğinden. Rengarenk kuşlar ötüşerek selamlarmış
bu güzelliği, denizler çırpınarak. Rüzgar onun için esermiş saçlarını
dağıtmaya. Saçları dağılıp çiçek yüzüne dolanınca, kelebekler raksedermiş
çevresinde.
Gülmesi bir ömre bedelmiş. Güldükçe,
diğer çiçekler onun kendilerinden soylu olduğunu anladıkları için
aralarında fısıldaşırlar, gizlice yaprak dökerlermiş.
Gün gelmiş üzmüşler onu, ama dudaklarından
dökülen inciler hiç azalmamış. Ağladığında bütün yıldızlar sönermiş.
Ateş böcekleri böyle zamanlarda haber ulaştırırmış onu çok sevene
(!)... Birlikte ağlarlarmış; gökyüzü baştan sona yağmur dökermiş
gönüllerdeki ateşe. Aşık kimseyi ona benzetemediğinden, içine tek
bir damla düşmemiş serinletmeye...
Gün gelmiş, çiçek yüzlü sevgili
hasta olmuş, aşık sağlığından utanmış. Ama bunu kimsecikler anlamazmış.
Bekleyelim dermiş çiçek yüzlü sevgili.
Başka bir söz demeyince, ne kadar sevse de aşığın elinden bir şey
gelmezmiş. Çiçek yüzlü sevgilinin sesini duymadığı günü gün saymazmış.
Burada anlatılır ki, bu aşk başlayalı
beri, ateş böcekleri geceleri bilinirmiş yalnızca...
sovalye
|